Asya ile Avrupa'nın keşiştiği noktada yer alan Kızkulesi, bu konumu ile dünyada eşi benzeri olmayan sayılı mimari yapılar arasında yer almaktadır.
Geçmişi 2500 yıl öncesine dayanan bu küçük kule, İstanbul'un tarihine eş bir tarihi paylaşmış ve bu kentin yaşadıklarına tanıklık etmiştir. Bu eşsiz yapı, Antik çağda başlayan ve eski Yunan'dan Bizans İmparatorluğu'na oradan Osmanlıya uzanan tüm tarihi dönemlerde var olarak günümüze kadar gelmiştir. İlk olarak Yunan döneminde bir mezara ev sahipliği yapan bu ada, Bizans Dönemi'nde inşa edilen ek bina ile gümrük istasyonu olarak kullanılmıştır. Osmanlı Dönemi'nde ise gösteri platformundan savunma kalesine, sürgün istasyonundan karantina adasına kadar birçok işlev yüklenmiştir. Ancak, yüzyıllardan beri asli görevi olan deniz feneri kimliği ile yol gösterici işlevinden hiç vazgeçmeyen Kızkulesi, insanlara, gemilere ve en çok da düşlere rehberlik etmektedir...
Yüzyıllar boyu hep hikâyeleri ile anılan bu kule 2500 yıl sonra Hamoğlu Holding'in yaptığı restorasyondan sonra ilk kez kapılarını ziyarete açmıştır. Yalnızlığın, aşkın, ulaşılmazlığın ve daha birçok şeyin sembolü olan kule için onlarca şiir yazılmış, yüzlerce resim yapılmış ve binlerce fotoğraf çekilmiştir. 2500 yaşında olmasına karşın her daim genç kalacak olan Kızkulesi 'nin insanı büyüleyen gizem dolu atmosferi ile tanışmak ve gerçek hikâyelerini dinlemek için gelin, siz de bu özel mekanın o küçük pencerelerinden İstanbul’a farklı bir gözle bakın.
Kızkulesi'nin mimari yapılanma süreci M.Ö. 341 yılına kadar uzanır. O dönemlerde Boğaz’ın çıkıntısı olan bu burun, (daha önce yarımada olduğu ile ilgili söylenceler vardır) "vus" adı ile anılır. Bu tarihte Komutan Chares'in eşi için, mermer sütunlar üzerine yapılan bir anıt mezar kimliğinden sonra, M.Ö. 410'da Sarayburnu'nun bulunduğu yerden, kulenin bulunduğu adaya zincir gerilerek, Boğaz’ın giriş ve çıkışlarını kontrol eden bir gümrük istasyonu haline getirilir. M.S. 1110’lara gelindiğinde ise ilk belirgin yapı (kule), İmparator Manuel Comnenos tarafından inşa ettirilir. Savunma kulesi olarak inşa ettirilen bu yapı "Küçük Kale" anlamına gelen Arcla adını alır. Bu yapı ile ilgili net bilgiler olmamakla birlikte, bugünkü boyutlarına yakın olduğu düşünülmektedir.
İstanbul'un fethi sırasında savunma amaçlı olarak kullanılan kule, 1453 yılından sonra çok farklı amaçlarla kullanılmıştır. Osmanlı döneminde savunma kalesi olmaktan çok bir gösteri platformu olarak kullanılmış ve Mehterler burada adaya yerleştirilen topların atışları ile birlikte nevbet (bir çesit İstiklal Marşı) okumuşlardır. 1509 depreminde zarar gören yapı, daha sonraki yıllarda tekrar inşa ettirilir. Bunun dışında ilave edilen fenerle de gemilere yol gösterme işlevi yüklenir. O dönemde inşa edilen yapı, kule ve kale olarak iki ayrı bölümden oluşmuş ve içine sarnıç yapılmıştır. 1719 yılında fenerden çıkan alevle yanan Kızkulesi, 1725 yılında şehrin Baş Mimarı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından tekrar onarılır. Kule kısmı biraz değiştirilerek üst tarafa camlı bir köşk ve onun üzerine de kurşunla kaplı bir kubbe oturtturulur ve bina kâgir olarak tekrar yapılır. 1830 senesinde kolera salgınının şehre yayılmaması için karantina hastanesine dönüşür. Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş devrine girmesi ile tekrar savunma kalesi olarak kullanılmaya başlanır ve toplarla donatılır.
Sonrasında, ünlü hattat Rakim'in yazısı ile kapısının üzerindeki mermere Sultan II. Mahmut'un tuğrasını taşıyan kitabe yerleştirilir. 1857'de tekrar fener ilave edilir ve 1920 yılında fenerin lambası otomatik ışık yapma sistemine kavuşur. 1944 senesinde yenileme yapılır. 1959 senesinde Askeriye'ye devredilir ve radar istasyonu olarak kullanılır. 1982 senesinde Türkiye Denizcilik İşletmeleri'ne devredilir ve bu dönemde bir ara geçici olarak siyanür deposu olarak kullanılır. 1992'den itibaren kulenin, özel sektöre devri konuşulur. Bu dönemde İstanbul Belediyesi, Üsküdar Belediyesi, Mimarlar Odası, Şairler, Turing, Ulusoy Şirketler Grubu gibi pek çok kurum çeşitli medyatik projeler üretirler...
Kızkulesi'nin ulaşılmazlığı nedeniyle, insanlar onun içinde yaşanılanlar hakkında çok fazla bilgiye sahip olamamışlar ve içi ile ilgili hikâyeler anlatıp ve düşler kurmakla yetinmişlerdir. Kızkulesi ile ilgili anlatılan ilk hikâye; Ovidius'un kaydettiği bir aşk hikâyesidir. Hero ile Leandros adlı iki gencin hüzünlü aşkını anlatan bu hikâye, Hero'nun kuleden ayrılmasıyla başlar. Hero, Afrodit'in rahibelerindendir ve aşka yasaklıdır. Yıllar sonra Afrodit'in tapınağında yapılan bir törene katılmak için kuleden ayrılır ve orada Leandros ile karşılaşır. Birbirine aşık olan iki genç, Leandros'un gece kuleye gelmesi ile aşklarını kutsarlar. Kızkulesi her gece iki gencin gizli aşkına ve yasak sevişmelerine tanıklık eder. Leandros'un yüzerek kuleye geldiği fırtınalı bir günde Hero'nun yaktığı sevda ateşinin feneri söner. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros, Boğaz’ın sularına gömülür. Sevgilisinin öldüğünü gören Hero da kendini Kızkulesi'nden Boğaz’ın sularına bırakır.
Kavuşamayan âşıklara atfen anlatılan bu hikâyeden başka bir de; Kleopatra'nın sonuna benzer bir sonun anlatıldığı yılan hikâyesi vardır. Kehanete göre kralın birine, çok sevdiği kızı onsekiz yaşına geldiğinde bir yılan tarafından sokularak öleceği söylenir. Bunun üzerine kral, denizin ortasındaki bu kuleyi onararak kızını buraya yerleştirir. Kaderin kaçınılmazlığını kanıtlarcasına, kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan, prensesin tenine süzülerek zehrini boşaltır. Kral, kızına demirden bir tabut yaptırarak Ayasofya'nın giriş kapısının üstüne yerleştirir. Bugün bu tabutun üstünde iki delik vardır. Yılanın, ölümünden sonra da onu rahat bırakmadığına dair hikâyeler anlatılır.
En son anlatılan hikâye ise Osmanlı Dönemi ile ilgilidir. Bu hikaye ise, Battal Gazi'nin askerleri ile Kızkulesi'ne baskın yaparak kuleye saklanan hazinelerin ve Üsküdar Tekfuru'nun kızını kaçırdığını anlatır. Battal Gazi, tekfurun kızı ve hazinelerini aldıktan sonra Üsküdar'dan atına atlayıp oradan uzaklaşmıştır. Çokça bilinen "Atı alan Üsküdar'ı geçti" lafı bu hikâyeden gelir. Bu hikâyeden günümüze gelen bir diğer şey de küçük kulemizin ismi ile ilgilidir. Diğer efsanelerdeki prenseslere de atfen Türkler buraya Kız-Kulesi ismini vermişlerdir. Antikçağ'da Arkla (küçük kale) ve Damialis (dana yavrusu) adları ile anılan kule, bir ara da Tour Leandros ismi ile ün yapmıştır. Bu eşsiz yapı, günümüzde ise "Kızkulesi" adı ile bütünleşerek, bu isimle anılmaya devam etmiştir.
Kızkulesinde Gündüz Seyiri...
Kahvaltı
Cumartesi ve Pazar günleri 09:00'de özel kahvaltı mönüsü
Kafeterya
Haftaiçi 12:15 - 18:45 saatleri arasında kafeterya mönüsü
Kuledebar
İstanbul'u ve boğazı 360° seyredebileceğiniz seyir katında sıcak ve soğuk içeceklerinizi yudumlama imkanı.
Özel Paketler
Gruplar için alternatifli banket mönüleri
Hediyelik Eşya
Hediyelik eşya katındaki geniş ürün portföyünden yararlanarak kendinize ve sevdiklerinize Kızkulesi hatırası alma imkânı
Kızkulesi'nde akşam keyfi...
Akşam Yemeği
Her akşam 20:15 - 23:00 saatleri arasında dünya mutfağindan seçkin örneklerin bir arada bulunduğu a la carte menümüzü tadabilir, 00:00'a kadar Kızkulesi özel orkestrası "Grup Naviga" ile nostalji yaşayabilirsiniz.
Kuledebar
İstanbul'u 360° seyredebileceğiniz Kuledebar’a önceden rezervasyon yaptırarak ya da yemek sonrasında içkinizi farklı bir ambiyansta almak için uğrayabilir, Boğaz manzarasının keyfini çıkarabilirsiniz.
Özel Paketler
Gruplar ve özel organizasyonlar için banket mönüleri, içecek alternatifleri ve kule kapama imkanı.








































